Arşiv: Yönetmenler

Füruğ Ferruhzad, (d. 5 Ocak 1935 – ö. 13 Şubat 1967) İranlı şair, yazar, oyuncu, yönetmen, ressam. İran’ın 20. yy’da yetiştirdiği en önemli kadın şairlerindendir.

1962 yılında filmi “Kara Ev” adını verdiği filmiyle dünyanın çeşitli yerlerinde ödüller kazanır. Film çekimi sırasında cüzzamlılar evinde tanıştığı Hüseyin Mansur isimli çocuğu evlat edinir.1963 yılında Füruğ, “Yeniden Doğuş” adlı eserini yayınlar. Artık şiirde olgunlaşma dönemidir ve sanatsal düzeyi yüksektir. Bu kitabıyla şair, İran şiirinde derin ve etkileyici değişikliklere yol açmıştır.

Yazının Devamı »

Jean-Luc Godard konuşuyor:

Filmler Küçük Paketler Gibi Dağıtılmalı

Herşey değişiyor; seyirciler gibi ben de. Ama seyirciden uzaklaşmak ne demek? Başarısını yitirmiş olan bir politikacı izleyicilerinden mi uzaklaşır yoksa izleyiciler mi ondan uzaklaşır?

Bir seyircinin tarihi çok ilginç olabilir; bu sinemanın tarihlerinden biridir, yazılmaları gereken. 19. yüzyılın sonunda oluşmasından bu yana film çabucak-hala bugün olduğu gibi, sinema seansları biçiminde- bu seyirciyle karşılaştı. Değiş tokuşun elzem olduğu ticaretin dışında hiçbir alan, seyirciyle karşı karşıya kalmamıştı, herşeyden önce hiçbir başka estetik disiplin. Dünyanın en büyük müziği, Viyana müziği, prensler için yazıldı, kamu için değil.

Yazının Devamı »

Jean-Luc Godard ile son filmi Aşka Övgü üstüne röportaj.


Bu filmin çıkış noktası neydi?

Birçok senaryo vardı. Gençler, yetişkinler ve yaşlılar arasındaki aşkın klasik bir hikayesini anlatmak istiyordum –bunlara dört esas an diyorum: karşılaşma, fiziksel tutku, tartışmalar veya ayrılış, son olarak da geriye kalanların yeniden keşfi. Üç çiftin dört anı. Yaşlıların bir geçmişi, geçlerin ise bir geleceği var. Peki ya yetişkinler? Onların şimdiden başka bir şeyleri yok. Bir yetişkin için toplumsal bir hikayenin ya da ne bileyim başka bir şeyin mutlaka bulunması lazım. Bu yüzden bu yetişkinlik sürecine girmeyi pek istemedi canım ve birazcık kayboldum galiba. Sonuçta bu projeye, yani benimkine sahip olan birinin hikayesini anlatmaya karar verdim. Ne olacağını bilmiyordu bile: bir film mi, bir opera mı, yoksa tiyatro mu? Ama bu yoldan belki de bir yetişkin olabilirdi.

Yazının Devamı »

Claude Chabrol

Claude Chabrol 1930 yılında Paris’te doğdu, ama çocukluğunun büyük bir bölümünü başkentin 150 mil güneyinde – Cahiers du Cinema’nın gelecekteki meslektaşlarının çoğu gibi – daha erken yaşlarda “sinemanın şeytani gücü tarafından ele geçirildiği” Creuse bölgesindeki Sardent köyünde geçirdi. On ile on dört yaşları arasında sürekli olarak köydeki bir çiftlik ambarında kurulu film kulübüne gitti. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra babasının isteğine uyarak eczacılık okuyacağı Paris’e geri döndü. Avenue Messine’deki Sinematek’e ve Eric Rohmer, François Truffaut ve Jean-Luc Godard ile tanıştığı Quertier Latin’deki sinema kulübüne sık sık gitmeye başladı.

Yazının Devamı »

‘Yeni Dalga’ döneminde Jean-Luc Godard

Akademi’nin Onur Ödülü’nü reddeden Godard, 3D olması muhtemel yeni filminde konuşan bir köpeği anlatacak…

(22 Kasım 2010) Amerikan Sinema Bilimleri ve Sanat Akademisi’nin geçen hafta “Sinema tarihinin yeni ufuklar açan bir modernisti” olarak onurlandırdığı efsane yönetmen Jean Luc Godard, yeni filminde iletişimsizlik sorununu ele alacak…

Yazının Devamı »

STALKER

Yönetmen: Andrei Tarkovski

Senaryo: Arkadi Strugatsky, Boris Strugatsky, Andrei Tarkovski

1979 / Batı Almanya, SSCB / Rusça / 163 dakika

“Zone”da ne var? Girmek neden yasak? Etrafında neden askerler bekler? Meteor düştüğü doğru mu? Yoksa uzaydan gelen bir şey mi… Solaris’teki ŞEY burada mı, her şey ondan mı? O gizemli odaya girince en derin arzularımızın gerçekleşeceği doğru mu? İçeri girmek için neden bir iz sürücüye ihtiyaç var? Hadi bir kere girdik diyelim, peki sonrası neden bu kadar zor, neden hep karmaşık? Neden dosdoğru gitmek varken hep uzun yollardan gitmeli? Yazının Devamı »

FATİH ÖZGÜVEN 16/09/2010 /Radikal

Çok ilginç olmayan Rodriguez (‘Predators’) ya da Corbijn-Clooney (‘Centilmen’) hakkında yazacaktım. İki film de hayli ‘Fransız’; Rodriguez’inki, ayıptır söylemesi, Sartre’ın ‘Gizli Oturum’u (‘cehennem başkalarıdır’ artı canavarlar), Corbijn-Clooney ise Melville’in ‘Le Samurai’ı… Birileri Clooney’e suskun ama içten yaralı katil tribine uygun olmadığını söylemeli. Ciddi rollerde Clooney’nin burnuyla üst dudağı arasındaki mesafeye takılıyor, ciddiyetin onun olayı olmadığını, Cary Grantvari tatlı-sert rollere daha iyi gittiğini düşünüyorum.
Tam o sırada gerçek bir Fransız, Claude Chabrol öldü, rahatladım.

Yazının Devamı »

Luis Buñuel’i anlayabilmek için, yaşamına dair az da olsa bilgi sahibi olmak gerekiyor; çünkü filmlerinde yer verdiği imgeler, dini bir eğitim gördüğü çocukluğundan, gerçeküstücü akıma katıldığı gençlik yıllarına kadar yaşadığı ya da düşünde gördüğü pek çok şeyle ilgili. Buñuel, sinema yüzyılının hemen başında, 22 Şubat 1900’de Calanda’da dünyaya geldi. Büyük toprak sahibi olan babasının sınıfsal bilinci üst düzeydeydi ve soylu yaşam biçimini belirleyen kuralları ve ritüelleri bire bir yaşamına uyguluyor, dahası küçük Luis’in de bu kuralları içselleştirmesi için büyük çaba harcıyordu. Onun bu çabası, Buñuel’in burjuva sınıfını çok iyi anlamasını sağlayacak; ikinci filmi Altın Çağ’la (L’âge d’or, 1930) birlikte sürekli deşifre etmeye ve alaya almaya çalıştığı burjuva zaaflarını, kendi köklerini eleştiren pek az yönetmenin sahip olabileceği bir kesinlik ve tutarlılıkla perdeye taşımasına olanak verecektir.

Yazının Devamı »